Salı, Haziran 06, 2017

Yangtze Giant Softshell kaplumbağası (Rafetus swinhoei) Son durum !

Olmuyor....
Bir tükenişin daha eşiğindeyiz malesef...
Yangtze Giant Softshell kaplumbağası (Rafetus swinhoei)  için yapılan tüm suni dölleme çabaları başarısız kalıyor. ...

http://kaplumbaa.blogspot.com.tr/2015/06/yangtze-giant-softshell.html. Yazımda bahsettiğim dölleme denemesinde  dişi kaplumbağadan 65 yumurta alınmıştı. Umutlar vardı ama sonra yapılan incelemede hiçbirinin döllenmediği anlaşılmıştı. Nisan 2016 da bu kez başka bir yöntemle bir kez daha denedi ama 2016 temmuz ayında bu çabanın da gene başarısız olduğu anlaşıldı. 2017 yılında gene deneyeceklermiş..

Durumu zorlaştıran başka şeyler var. Daha öncede bahsetmiştim Çinde kalan erkek kaplumbağanın üreme organı  hasarlı.. Yani bu iş doğal yoldan olamaz,  suni döllenme şart. Ayrıca kaplumbağaların bulunduğu  Suzhou hayvanat bahçesi yıkılmış bu yüzden 2016 sonunda başka yere taşımışlar , hatta diğer tüm canlılar gittikten sonra bahçede en son kalan 2 canlı bizim erkek ve dişi kaplumbağa olmuş. Suzhou nun taşındığı yeni yerde kaplumbağaların barınacağı alan ise henüz hazır değil. Bu yüzden kaplumbağalar şimdilik 2017 mayıs ayı itibariyle geçici bir yere nakledilmişler. Esas gölet hazır olunca , bu seferde oraya alınacaklar. Yeni yaşam yerlerine alışmaları , adapte olmaları filan uzun iş.  Anlayacağınız bizim yaşlılara son günlerinde rahat huzur yok. oradan oraya taşınıyorlar

Sonuç olarak Yangtze Giant softshell kaplumbağalarından yavru alınamadı. Şu an sadece 3 tane kaldılar. Vietnamda 1 erkek var Çinde ise 1 erkek bir dişi. Dev kara kaplumbağası Lonesome George dan da tüm çabalara karşı yeni bireyler alınamamıştı.. Onda hiçbir tıbbi müdahele olmamış iş tamamen doğal sürece bırakılmıştı. Fakat bir süre sonra anlaşıldı ki Lonesome george seks defterlerini çoktan kapatmış. DNA açısından ona en yakın oldukları için yaşadığı bölgeye bırakılan dişi kaplumbağalara dönüp bakmamış bile..

Yangtze Giant softshell 'lerde  aynı sona doğru gidiyor. Bir gün malesef sadece tek bir kaplumbağa kaldı diyecekler. Türün o son kalan kaplumbağası da tıpkı lonesome george gibi ikonik bir canlı olarak yaşayacak ve kirlettiğimiz , asla manasını anlayamadığımız dünyayı bize bırakıp göç edip gidecek.

Soyu tükenen canlılar listesine bir isim daha eklenecek. Tüm dünyada 700 - 750 kişi dışında kimse bu listeyi umursamayacak , belki 7000 -7500 kişi bir şekilde duyacak okuyacak ama "bana ne" diyecek , 7- 7.5 milyar insanın ise bu tükenişten haberi dahi olmayacak...

Çarşamba, Ocak 25, 2017

Kaç değişik kaplumbağa var...

Kaplumbağalar ile ilgili sayılara bir bakalım...

Kaplumbağa ailesi 3 ana gurupta toplanıyor. Biz hepsine kaplumbağa diyoruz ama dünya literatüründe bunlar değişik gurup isimleri ile anılıyor.

Kara kaplumbağası (Tortoise)
Su kaplumbağası (Turtles)
Bataklık kaplumbağası (Terrapin)

Peki tüm bu guruplara ait kaç değişik kaplumbağa türü
yada alt türü olduğunu biliyormusunuz ?

Bilim adamları modern tarihin başlangıcı kabul ettikleri MS 1500 yılından bu güne kadar dünya üzerinde  453 değişik kaplumbağanın yaşadığını tespit etmişler.
Bu 435 kaplumbağanın 335 i tür.
Bu türlerin 56 sı politipik miş (polytypic tür , tek olmayan , alt türleri olan tür demek). 
Bu 56 politipik türün toplam 118  de alt türü var.
Böylece geçmişten günümüze var olan değişik kaplumbağa sayısı 453.

Fakat....!
Bu tespit edilen kaplumbağalardan 8 tür ve 3 alt tür yani toplam 11 değişik kaplumbağa gurubu malesef günümüze ulaşamamış , tükenmiş yada yok edilmiş. Örneğin galapagos adalarında yok ettiğimiz kaplumbağa türleri bu sayının içinde.

Sonuç olarak bugün için 327 tür ve 115 alt tür olmak üzere 442 değişik kaplumbağa dünyanın çeşitli bölgelerinde veya denizlerinde yaşamını sürdürmekte.

Bilimsel sınıflandırmada , bir alt şube olan omurgalıların , en çok tehlike altında olan , en çok nesli tükenen canlı gurubu kaplumbağalar. Omurgalılar içindeki diğer guruplar olan , kuşlardan , balıklardan , memelilerden ve amfibilerden çok daha kötü durumdalar

Halen yaşamakta olanlar kaplumbağa türleri içinde birçoğu tehlike altında. Ülkemizdeki Trakya kaplumbağası Hermannilerde bunlara dahil.

Bu durumu rakkamlarla ifade edersek tüm canlıların , yok olma aşamasındaki türlerini listeleyen  ( IUCN RED LİST ) kırmızı listenin 2013 tarihli yayınında 230 canlı türü var ve bunların 135 i kaplumbağa türleri. Bu da demek oluyor ki tehlike içindeki canlı listesinin % 58,7 sini kaplumbağa türleri oluşturuyor. Bir başka açıdan da 335 türden oluşan kaplumbağa ailesininde % 40 ı  tükenme tehlikesi altında demektir.

Çok korkunç bir tablo bu.

Bu sayılar sürekli az çok değişir , çünkü şu yazımda bahsettiğim araştırmalar sonucunda , yok olduğu düşünülen Pinta ve Florena kaplumbağalarına çok yakın DNA taşıyan , hibrit kaplumbağalar bulundu.  %100 o türlerin devamı değiller belki ama soylar çok yakın. 4 ü dişi 32 hibrit Florena ve sadece 1 erkek 1 dişi hibrit Pinta kaplumbağası şu an koruma altında.

Buna karşın Yangtze Giant Softshell kaplumbağası (Rafetus swinhoei) neredeyse yok olmak üzere. Sadece 3 kaplumbağa kaldı. Kırmızı listede ilk sıradalar. Çabalar ve umutlar halen sürüyor..

Sayıların değişimine ilginç bir hikayede Yunnan box Turtle Coura yunnanensis (Boulenger 1906) e ait. 
1940 yılından 2000 yılına kadar bu kaplumbağaya hiç raslanmamış ve hatta 2000 yılı IUNC nin kırmızı listesinde tükenmiş olarak etiketlenmiş.
Derken 2004 yılında bi forumda bu türe ait dişi bir kaplumbağanın fotoğrafı yayınlanıyor ve türünün tespiti için forum üyelerinden yardım isteniyor. Birkaç ay sonrada yetişkin bir erkek kaplumbağa aniden pet ticaretinde boy gösteriyor. Her iki kaplumbağa da derhal yerel uzmanlar tarafında kurtarılıyor ve hemen çoğaltılmaya çalışılıyor. Derken çok az sayıda olsa da yunnan box  kaplumbağaları pet ticaretinde birer birer ortaya çıkmaya başlıyorlar. Sadece birkaç tane olmaları sebebiyle satışı yapılan kaplumbağalar içinde ki en pahalı tür bile oluyorlar.

Piyasaya az da olsa bu türden kaplumbağa girmeye başlaması üzerine hemen bunların nerden yakalanmış olabileceği konusunda bir araştırma başlatılıyor. Ve 2008 yılında ender yaşanan mutlu bir sona ulaşılıyor. Yarım asır boyunca , saklanmayı ve yok olmaktan kurtulmayı başarmış ufak bir koloni tespit ediliyor ve habitatları koruma altına alınıyor..
Artık ne kadar koruyabilirlerse...Şunları yakalasakta iyi paraya satsak diyen aç gözlerin , o habitat üzerinde olduğuna ve uygun fırsat kolladığına eminim.

Yunnan box kaplumbağaları tekrar var olanlar gurubuna geri döndüler ama hala kırmızı listedeler , Yangtze Giant softsehell ' lerin hemen altında 2. sıradalar , sadece etiketleri (E) den (CR) ye döndü o kadar. Çünkü sayıları hala çok az..

Yukarda kullandığım etiketlerin manası şu.
(E) Extinct  ( Tükenmiş )
(CR) Critically Endangered ( Kritik tehlikede )

Bütün bu yazının ve tüm bu kafa karıştıran rakkamların en kısa özetine gelirsek...
Kaplumbağalar büyük bir yok olma riski altındalar. Şu an için tehlike daha ağırlıklı olarak batalık ve su kaplumbağaları üzerinde, özellikle de güneydoğu asya nehirlerinde yaşayan asian box turtle diye bilinen Cuora cinsine ait türler ciddi oranda yok olma sürecindeler. Bu demek değilki dünyanın diğer köşelerindeki terrapinlerde yada deniz veya kara kaplumbağalarında durum iyidir. Neredeyse tüm kara yada su kaplumbağalarında tehlike işaretleri var.
Bir 50 sene sonra emin olun durum faciaya dönecek.

Herhangi bir kaplumbağa ile karşılaşırsanız lütfen bunu düşünün.

Aslında kaplumbağalar risk altındada diğer canlılar iyi durumda mı diyeceksiniz.
Her yerde birileri birşeyleri kurtarmaya çalışıyor.
Bitki yada hayvan tüm canlılar değişik seviyelerde olsa da tükenişe doğru gidiyorlar.
Mikro organizmaları konu dışı tutarak söyledim bunu.. O konuda bilgim yok..

Sanırım şimdilik tükenme tehlikesi olmayan tek bir tür var oda herşeyi tüketen insan.
Bu da çok sürmeyecek gibi gözüküyor ya gerçi..
Sonuç olarak hızla çoğalan bir tek biz varız.
Eh , kapalı bir ekosistemde birşeyin çoğalması demek diğer şeylerin azalması demek oluyor.
Ne kadar çok insan , o kadar az diğer canlılar demek.
Basit bir matematik bu...


Not:
Yardımcı olması açısından aşağıya uluslararası literatürdeki tehlike işaretlerini ve manalarını ekliyorum

Extinct :  Soy tükenmesi
Extinct (EX)  Tükenmiş
Extinct in the Wild (EW)  Doğal ortamında tükenmiş

Threatened :  Tehdit altında
Critically Endangered (CR)   Kritik tehlikede
Endangered (EN)   Tehlikede
Vulnerable (VU)   Hassas

Lower Risk :  Düşük risk
Near Threatened (NT) Neredeyse tehdit altında
Conservation Dependent (CD)   ???
Least Concern (LC)  Asgari endişe

Other categories
Data Deficient (DD)  Yetersiz veri
Not Evaluated (NE)  ???

Perşembe, Ocak 19, 2017

Manny The Selfie Cat



Bugün bir aykırılık yapalım ve ana konumuz dışına çıkalım...Mı ?
Kaplumbağalara sordum , izin verdiler..

Aşağıda gördüğünüz kedi Manny the Selfie Cat  , yanındakiler de kankaları.

Herkes ciddi dursun çekiyorummm !

Ne yaptıysak soldakini ekrana alamadık...!


 


Kankalar bu kadarla sınırlı değil , değişik tür başka kediler köpekler ve hatta 3 lü fotoğrafın en solunda gördüğünüz bi de hamster var.
Bi de weirdbeard the cat var.
Hepsi ve devamı aşağıdaki linklerde.  Çok sayıda enteresan , sevimli fotoğraf var



Değişik ve canlı sever bir aile olsa gerek bu Manny ve kankaların sahibi. Gerçi hepsi aynı kişiye mi ait çözemedim ama büyük ihtimal öyle.
Çok isterdim bende 4 ayaklılardan bir kabilem olsun , hepsi barışık biçimde yaşasın.

Mesela su kuşlarına acaip ilgim var her zaman böyle bir su kenarında değişik tür yüzücü kuşlarım olsun istemişimdir.. Ördek , kaz , kuğu , vahşi kuşlar artık ne olursa.

Vahşi kanada kazları ile insanlar arasında örneklerine rasladığımız dostluklara bayılıyorum. BBC nin earthflight belgeselin de vardı bu tür bir ilişki. Yumurtadan itibaren büyütürsen seni ailesi olarak tanımlıyor ve hep takip ediyorlar.

Ayrıca youtube de yer alan , vahşi kazlar , ana , baba , yavrular maaile hep birlikte tempo adagio yollardan karşıya geçerken , arabaların durup dakilarca kuşların geçişini beklemeleri , familyalar kümeler halinde şehrin otoparklarında çimenlerinde şıpıdık şıpıdık serbestçe dolaşırken , kimsenin kovalamaması , rahatsız etmemesi çok hoşuma gidiyor...

Tabi dünya bu kadar güzel değil biliyorum. Güzelliğin milyonlarca katı çirkinlik ve vahşet var.



Perşembe, Eylül 22, 2016

Renaissance

Ben kaplumbağalar üzerinde araştırma yapan bir bilimadamı yada bu canlıların sağlık sorunları konularında yüksek deneyimi tecrübeleri olan birisi değilim. Sadece bir zamanlar hata yaparak aldığım 2 kaplumbağaya elimden geldiğince bakmaya çalışıyorum çünkü yapamadım doğaya salamadım. İlk yıllar çok araştırırdım çok okurdum ama artık onuda yapamıyorum.

Yıllar önce bu blogu açarken soru cevap olmasını düşünmemiştim. Sadece internette araştırma yaparken toparladığım bilgileri yazacağım bir blog olacaktı. Yıllar içinde ilgim azaldı tek tük yazılar yazdım , bazen uzun aralar verdim , hiç ilgilenmedim. Yorumların soruların uzun zaman farkına bile varamıyordum çoğu kez.

Eğer dikkat edilirse ilk yazdığım yazılar 2006 yıllarından , yani tam 10 sene önceki yazılarım.
O yazıları değiştirmedim yazdığım gibi aynen bıraktım. İlk günler konuya bakış açım bugüne göre daha farklıydı bunu sizde rahatça algılayabilirsiniz.

O zamanlar eve değişik tür kara kaplumbağalarından arıyor vede ayrıca birkaç tanede su kaplumbağası almak istiyordum. Hatta bu iş için büyük ebatlı bir akvaryum aldım. Pompalı şelaleli akarsulu köpükten arazi modelleri üstünde çalışmaya başladım. Kolay değildi tecrübem yoktu yaptıklarımı beğenmiyordum iş uzadıkça uzadı. Fakat bu uzamanın bana çok büyük faydası oldu.
O geçen süre içinde forumlarda ölen kaplumbağaları ve yabancı sitelerdeki sorunları okudukça çözümü olmayan sorunları gördükçe nasıl bir hata yaptığımı anladım. "Kaplumbağa almayın" yazımda bu konuya biraz değinmiştim.

Bilinçlendim ve değiştim. Ben bu değişimime şakayla karışık Renaissance ( Rönesans , aydınlanma çağı ) diyorum. Su kaplumbağası almaktan ve Trakya kaplumbağası (Hermanni boetgeri ) aramaktan vazgeçtim. Arazi modellerimi imha ettim. Forumlarda neden eve su +kara kaplumbağası alınmaması gerektiğini , bu ticaretin neden durması gerektiğini izah etmeye çalıştım. Çoğu kez itiraz edildi bazen kavgalar çıktı , destek verenlerde oldu. Sonunda yıllar geçti bu güne geldik su kaplumbağası ithalatı yasaklandı.

Şu aralar malesef sürüngen ve kaplumbağa forumları ya silindi yada yetersiz kaldı.  İnsanlar sorularına yeterli cevap bulamaz oldular.
Bu konularda sorulan sorulara uzaktan doğru birşeyler önermek gerçekten zor. Çok düşünüyorum ve cevap yazmakta zorlanıyorum çünkü o minik canlıları umursuyorum.

2006-2007 yıllarında forumlarda yazdığım 2 yazıyı bloga eklemeye karar verdim. UVB-Kalsiyum ve kaplumbağalar arasındaki ilişki ve de Kış uykusu hakkında bilgi veren yazılar.

Soruları olanlara bir fikir verir diye umuyorum.

Frozen 2016

Kaplumbaga Kalsiyum UVB

Bu yazıyı 2007 yılında forumlarda yazmıştım. Gelen sorular üzerine bir fikir vermesi açısından buraya eklemeye karar verdim

Lütfen yazıldığı tarihi dikkate alın 

Kaplumbağa Kalsiyum ve UVB ışını

UVB yani Ultraviole B ışını 320-260 nm dalga boyu aralığındaki elektromanyetik ışımanın adıdır. UVB ışınının ne olduğunu ve önemini anlatabilmek için önce güneş ışığından ve UVB ninde içinde yer aldığı UV ışınlarından kısaca bahsetmek lazım. Çünkü yapay kaynaklarla da UVB ışını üretmek mümkün olsada dünyamızdaki en kuvvetli doğal UVB kaynağı güneştir.

GÜNEŞ IŞIĞI :
Güneş ışığı Güneş tarafından yaratılan çeşitli dalga boylarındaki elektromanyetik ışın demetlerinden oluşur Dalga boyu ölçümünde nm ölçüsü yani nano metre -1 metrenin milyarda biri - kullanılıyor. Biz güneş ışığında bulunan ışın demetlerinden sadece 700 nm ve 400 nm dalga boyları arasında kalan ışınları çıplak gözle görebiliyoruz ama bazı kişiler 740 - 380 dalga boylarındaki ışınlarıda görebiliyorlar .Bu skalanın üstünde veya altında kalan dalga boylarındaki diğer ışınlar ise çıplak gözle görülemezler.
Bu görülebilir ışınlar da çeşitli dalga boylarına göre değişik renkleri oluştururlar Güneş ışığı prizma tarafından kırıldığında duvarda oluşan renk tayfı işte bu ışınlardır. Bunlar dalga boylarına göre sırasıyla

740-625 nm arası kırmızı
625-590 nm arası turuncu
590-565 nm arası sarı
565-500 nm arası yeşil
500-440 nm arası mavi
440-380 nm arası mor ışığı oluşturur.

Not : Renklere ait dalga boyları internetteki farklı kaynaklarda bir miktar değişebiliyor. Sanıyorum örneğin yeşilin tam olarak hangi dalga boyundan itibaren cam göbeği mavisi olarak adlandrılması gerektiği konusu tam kesin değil. Diğer renkler içinde böyle olsa gerek örnek kırmızı ışık için 740-620 nm dalga boyu veren kaynaklarda var 700-630 nm diyende. Ben renk dalga boyları için vikipedi Türkçeyi kaynak aldım. ( kaynak 1)

Yukardada görebildiğimiz gibi çıplak gözle görebildiğimiz en büyük dalga boyu kırmızı , görebildiğimiz en küçük dalga boyu ise mor ışındır dır
Kırmızı rengin hemen üstünde yer alan yani görülebilir ışınlardan daha büyük dalga boyundaki ışınlara KIZIL ÖTESİ - İNFRARED ( 740 nm -1 mm ) ışınları diyoruz
Mor ışığın hemen altında yer alan yani görülebilir ışınlardan daha küçük dalga boyundaki ışınlara da MOR ÖTESİ - ULTRAVİOLE ( 400 - 200 nm ) ışınları diyoruz.

EK BİLGİ :
Bu bölümü konu hakkında ek bir bilgi vermek için yazdım okumadan da geçebilirsiniz.

Bugün kullandığımız bazı dalga boyları kabaca şu şekilde sıralanıyor

RADIO WAVES | MICROWAVES | INFRARED | VISIBLE LIGHT | ULTRAVIOLET | X-RAYS | GAMMA RAYS

3 km den 30 cm kadar RADYO DALGALARI (am radyo , tv , fm radyo dalgaları)
30 cm den 1 mm ye kadar MİCROWAVE DALGALARI
1 mm den 750 nm ye kadar İNFRARED DALGALARI
740 nm den 380 nm ye kadar GÖRÜNÜR IŞIN DALGALARI
400 nm den 200 nm ye kadar ULTRAVİOLE DALGALARI
100 nm den 0.01 nm ye kadar X RAY DALGALARI
0.01 nm den daha küçük GAMMA DALGALARI

micrometre (um) 0.00000 1 m (1 X 10-6 m)
nanometre (nm) 0.000000001 m (1 X 10-9 m)


GÜNEŞ IŞIĞINDAKİ ULTRAVİOLE ( UV ) IŞINLAR VE UVB IŞINI
UV ışınları 400-200 nm dalga boyları arasında yer alan ışınlara verilen ad. Görüldüğü gibi en düşük dalga boylu görünür ışın olan mor ışınlar ile UVA ışınları 400-380 nm dalga boyları arasındaki bölgede biraz iç içe girmiş durumda. Ultraviole ışınlar kendi aralarında dalga boylarına göre 3 bölüme ayrılıyor UVA , UVB ve UVC

UVA : Dalga boyu 400-320 nm arasında olan ışınlarıdır. Bu ışınlar ışığın olduğu her yere ulaşabilirler yeter ki ortamda güneş ışığı olsun. Buluttan camdan yada ozon tabakasından kolayca geçerler ve kolayca yansırlar.UVA ışınının normal yaşamsal davranışlar üzerinde etkileri vardır yani yeme içme hareket etme ve üreme gibi davranışlarımızı aktive eder.

UVB : Dalga boyu 320 - 260 nm arasındaki ışınlardır Bizim için önemli olan esas ışın işte budur. Deriye temas ettiği takdirde ciltte bir reaksion oluşur ve vücut D3 vitamini sentezlemeye başlar. Bu UVB ışını UVA ya göre biraz daha nazlı bir ışın mesela buluttan bayağı etkileniyor camdan ise ancak %5 oranında geçebiliyor.

UVC : Dalga boyu 260 - 200 nm arasında yer alan ışındır. Çok tehlikelidir, hücrelerde tahribat yaparak canlının ölmesine yol açar fakat dünyamızı saran ozon tabakası tarafında tamamen süzülür ve dünya yüzeyine ulaşamaz.Eğer ulaşsaydı dünyada yaşam kalmazdı.Ozon tabakasındaki delik işte bu açıdan risk taşıyor.Akvaryumlarda sterilizasyon amaçlı kullanılan UV ışını işte bu ışındır Mikro organizmaların hücre yapısını bile tahrip ederek zararlı mikropları öldürür tabi bu arada bizim için yararlı olan bakterilere de hiç acımaz onlarıda yok eder.
Güneş ışığında bulunan bu her 3 UV ışınının da fazlasının cilt kanseri yaptığı kesinlik kazanmıştır.

Not : Renklere ait dalga boylarında olduğu gib UV ışın çeşitlerindeki dalga boylarıda farklı kaynaklarda birbirinden değişik yazılmış.Mesela ingilizce vikide dalga boyları 400-320 , 320-280 , 280-200 olarak yer alırken Kaynak aldığım yazıda (Kaynak 2) 400-320 , 320-260 - 260-200 olarak verilmiş. İnternetten bilgi almanın bazen böyle dezantajları var.


UVB IŞINI NEDEN ÖNEMLİ :
D vitamini doğada 2 farklı biçimde bulunuyor bitkisel gıdalar da D2 biçiminde ve hayvansal gıdalar da D3 biçiminde. D vitamini ( D2 veya D3 herhangi biri ) bünyede mutluluk etkisi yaratan bir vitamin. Yazın içimizin açılması kendimizi daha mutlu hissetmemiz biraz da kış mevsimine göre daha fazla aldığımız güneş ışınları sebebiyle vücudumuzda artan D vitamini sayesinde oluyor.

Fakat canlılar ve özellikle kabuk yapısına sahip sürüngenler için UVB ışığının apayrı bir önemi daha var. Besin yolu ile alınan kalsiyumun vücuda yararlı hale gelebilmesi için D3 vitamini şart. D3 vitamini aslında vitamin değil vücut tarafından üretilen bir hormon ama vitamin olarak geçiyor. Kaplumbağa D3 vitaminini bir miktar besin yolu ile alsada esas önemlisi kendi vücudunda sentezlediği miktardır. Vücutta D3 vitamini (hormonu) sentezlenmesini sağlayan ise UVB ışınıdır. Bu ışın canlıların derisine ulaştığı zaman deride bir reaksiyon oluşuyor ve vücutta bulunan 7-dehydrocholesterol biraz kafa karıştıran karışık bir yöntemle D3 vitaminine dönüşüyor. Kaplumbağa vücudunda yeterli seviyede D3 vitamini oluşmuşsa ancak o zaman kalsiyum bağırsaklardan emilebilir ve kalsiyum metabolizmasını destekleyebilir bir hale dönüşebiliyor aksi takdirde büyük çoğunluğu işe yaramadan vücuttan atılıyor. Kaplumbağa sağlığı açısından UVB ışınının önemi D3 vitamini sentezlenmesini sağlaması ve bu sayede de kalsiyum metabolizmasının vede kabuk ve iskelet yapısının desteklenmesinden geliyor. D3 vitamini bu açıdan olmazsa olmaz bir vitamindir. Eğer kalsiyum metabolizması desteklenmezse kaplumbağalarda MBD ( Metabolic Bone Disease) diye bilinen kemik yumuşaması oluyor ve işin sonu ölüme kadar gidiyor.

Yukarda UVB ışınını anlatırken UVB ışınının nazlı olduğunu ve pencere camından % 95 oranında geçemediğini söylemiştim. Bu da demek oluyorki kaplumbağalarımız pencere yada akvaryum camı arkasından güneş aldığı zaman belki ışık alıyor , ısı alıyor hatta UVA ışınıda alıyor ama malesef UVB ışını alamıyor Bu yüzden güneşlendirme mutlaka arada cam olmadan direk olarak yapılmalı.

Peki bu D3 vitaminini başka bir yöntemle sağlayabilirmiyiz. Evet UVB ışını dışında bir yol daha var oda besin yolu ile alması. Eğer kaplumbağamız direk olarak güneş göremiyorsa D3 vitamini içeren vitaminler kullanabiliriz. Fakat bu yöntemde bir risk bulunuyor çünkü D3 vitamininin fazlası da azı kadar sağlık açısından zararlı olabilir.Kendi vücudunda D3 üretmesi çok daha doğal ve sağlıklı olur.
D3 vitaminini suya damlatmak işe yaramaz vitaminin direk ağız yolu ile alınması lazım. Kuru yeme emdirerek kaplumbağaya verebilirsiniz. Tabi bunun yanı sıra Kaplumbağamızın besin yolu ile kalsiyum almasına da önem verilmeli. Çünkü ne tek başına D3 nede tek başına kalsiyum tam bir işe yaramıyor.

Frozen 2007
Bloga ekleme 2016

Kiş uykusu

Bu yazıyı 2007 yılında forumlarda yazmıştım. Gelen sorular üzerine bir fikir vermesi açısından buraya eklemeye karar verdim

Lütfen yazıldığı tarihi dikkate alın 


KIŞ UYKUSU ACABA BİR UYKUMUDUR YOKSA BAMBAŞKA BİR ŞEYMİDİR.?

Türkçede kullanılan uyku deyimi aslında hiçte doğru değil ve çok yanlış anlaşılmalara yol açıyor çünkü kış uykusu aslında bildiğimiz anlamda bir uyku değildir.
Gece uykusu bedeni bir ihtiyaçtır gündüz yaptığımız çeşitli aktiviteler enerjimizi tüketir bizi yorar ve bu yüzden gece biraz daha derin bir şekilde dinlenmek enerjimizi geri toparlamak zorunda kalırız yanı uykuya dalarız.
Türkçe de Kış uykusu diye adlandırdığımız özel durum ise bedeni bir ihtiyaç değildir çünkü eğer çevre ısısı düşmezse hiç bir hayvan kış uykusuna yatma ihtiyacı duymaz,Yani bedensel ve bünyesel bir ihtiyaç değildir.
Uluslararası literatürde kış uykusuna Hibernation Türkçede ise Hibernasyon deniliyor kış uykusuna yatan canlıya da Hibernatör deniliyor. Ben yazının devamın da kış uykusu değil hibernasyon deyimini kullanacağım.


BAZI CANLILAR NEDEN HİBERNASYONA GİRERLER.?
 
Türkçede soğukkanlı canlılar diye bahsettiğimiz bazı canlılar kendi ısıları yaratmıyorlar bu yüzden yaşayabilmek için dışardan ısı almak zorunda olan Endotermik türlerdir. Bu canlılar çevre ısısına bağımlı olarak yaşadıkları için ısı düştüğü zaman bünyeleri buna paralel olarak yavaşlamaya başlar bu yüzden soğukta yaşamlarına devam edemezler. Diğer bir yandan düşük ısı şartları besin kaynaklarını da ortadan yok ettiği için kışın hayatta kalmaları tamamen imkansızlaşır, Hoş her taraf besin dolu olsa dahi onlar için bir şey farketmeyecekti çünkü bünye yavaşlaması öncelikle sindirim sistemlerinden başlıyor bu durumdaykende yemek için iştahları olmuyor.

Zorlu kış koşullarının zorlamasıyla hızlı hareket edebilen canlılar özellikle bazı kuşlar rahat besin bulabilecekleri daha sıcak bölgelere göç ederek yaşamlarını korurlar diğer bazı canlılar ise kış şartlarına uyum sağlıyacak ufak değişimler geçirirler. Peki ya hem hızlı hareket edemiyen hemde kış şartlarına asla uyum sağlayamayan endotermik canlılar ne yapacak. İşte doğa onlara bu zorlu koşullarda yaşamlarına devam edebilmeleri için müthiş bir yetenek sağlamıştır. Kışı oldukları yerde ölmeden geçirebilecekleri çok özel bir bünye yavaşlaması yeteneği kısaca HİBERNASYON.

NASIL BİRŞEYDİR BU HİBERNASYON.?

Hibernasyon kısaca bir bünye yavaşlamasıdır. Ama bu öyle bir yavaşlamadır ki bünye neredeyse ölüm derecesine kadar yavaşlar. Vücut bu durumda inanılamayacak kadar az bir enerji ile uzun süre canlı kalabilir. Vücut ısısı 0 dereceye kadar düşer nabız atışları ve kan dolaşımı duyulmayacak kadar yavaşlar nefes alışları nerdeyse tespit edilemez. Hibernasyona girmiş bir canlı bu sebeplerden kolayca ölmüş sanılabilir.Düşünün ki akciğer solunumu yapan su kaplumbağaları hibernasyona tamamen suyun metrelerce altında ve çamurun içinde yaptıkları çukurlarda girerler ver aylar boyunca su yüzeyine çıkarak oksijen almaya gerek duymazlar. Bunun nasıl bir mucize oduğunu anlıyabiliyormusunuz.

Soğuk akarsularda oksijen sıcak sulara nazaran çok daha fazla bulunur. Kaplumbağalar sadece deri yoluyla mesela ağız içi derisi sayesinde sudaki bu oksijeni kullanabiliyorlar.Oksijen ihtiyacı son derece düşük bir düzeye indiği içinde yüzeye çıkmaya gerek duymadan aylarca su altında ağız içi deri solunumu ile kendilerine yeterli gelecek miktarda oksijeni sağlayabiliyorlar.

Hibernasyona girmek kadar çıkmakta uzun bir süreç ister yani gece uykusu gibi ona dokunur dokunmaz uyanmaları beklemeyin.Çevre ısısı yükselmeye başlayınca bünye bunu algılar ve kendini normal yaşam koşullarına dönecek şekilde hızlandırmaya başlar

Burada konu dışı olsa da bahsetmek istediğim ilginç bir nokta var. Ayıların kış uykusu. Kış uykusu denilince genelde ilk akla gelen canlılar ayılar oluyor. İşin esası ayıların kış mevsiminde ortadan çekilmeleri tam manasıyla bir hibernasyon sayılmıyor. Çünkü ayıların bünyesi bu esnada klasik bir hibernasyon tanımına uyacak kadar yavaşlamıyor. Vücut ısıları asla sıfır dereceye kadar düşmüyor yada kalp atışları ve solunumları hissedilemeyecek kadar yavaşlamıyor. İşte bu yüzden ayıların kış mevsimini hibernasyon yerine oldukça derin bir uyku halinde geçirdikleri söylenebilir.

GEREKLİMİDİR ?

Hiç bir canlı bedeni yorgunluğa ve uykusu ihtiyacına karşı direnemez belli bir süreç sonunda eğer dinlenemezse istesede istemesede yorgunluktan bayılır ama buna karşın çevre koşulları bozulmazsa kış uykusuna yatmadan uzun yıllar boyunca sağlıklı bir biçimde kesintisiz olarak yaşayabilirler.Güneyde sıcak ortamlarda yaşayan ve hiç hibernasyona girmeyen kaplumbağalar vardır halbuki aynı türün kuzey bölgelerinde yaşayan akrabaları hibernasyona girerler..

Gerekli olup olmadığı konusunda 2 farklı görüş var ve henüz herhangi birisi üzerinde net bir biçimde uzlaşılmış değil.
Bazıları hibernasyonun mutlaka sağlanması gerektiğini çünkü hibernasyona giren canlıların doğal geçmişlerinde milyonlarca yıl boyunca bu süreci yaşadıkları ve bu yüzden doğal sürecin aynen korunması gerektiği söylüyor
Diğer kesim ise hibernasyonun çaresizlik sonucu oluşan ve canlı bünyesinin vahşi doğada zorlu koşullar altında yaşamını devam ettirebilmek adına mecburen kullandığı bir çeşit korunma yöntemi olduğunu ve yapay ortamlarda buna gerek olmadığını söylüyorlar

Su kaplumbağaları için akvaryumlar doğal ortamlar değil son derece izole ufak sağlıksız ortamlar. Bizler bu kaplumbağaları doğal hayattan koparmışız evlerde idam mahkumu yapmışız bazı donanımların zoruyla düzgün tutmaya çalıştığımız akvaryumlara tıkmışız. Yani doğal yaşamlarında olsa bile akvaryumda soktuğumuz esir yaşamlarda  hibernasyonları eksik kalsa ne fark edecek. Zaten doğallık kalmamış ki. Kolayınıza geldiği için daha doğrusu eziyetlerinden kurtulmak için kış uykusuna yatırmaya uğraşmayın. Zaten yaşamlarını örselenmişiz onları birde bu riske sokmayın.Çalıştırın ısıtıcılarını yakın ısınma lambalarını. Su kaplumbağaları zaten taş çatlasa 3-4 yıl yaşayacak onuda hibernasyonda geçirmesinler bari.

PEKİ BİZİM DE EVDE BESLEDİĞİMİZ SU YADA KARA KAPLUMBAĞALARIMIZ VAR NE YAPMALIYIZ.?

Bilim dünyasının üzerinde uzlaştığı konu evlerde yapay ortamdaki hibernasyonun canlılar için büyük sakıncaları olduğu. Tavsiyeleri canlıların evlerde izole akvaryum koşullarında hibernasyona girmesine müsade edilmemesi buna zorlanmamaları gerektiği.Çünkü çok farklı bir olay.

Yukarda bahsettiğim gibi hibernasyon bir köşeye kıvrılıp keyifle yatmak değildir Özel şartları ve koşulları vardır. Yıpratıcı bir süreçtir. Kaplumbağanın doğadaki gibi özgürce kendisini buna hazırlaması gereklidir. Örneğin soğuk ama oksijence zengin, dibi içine gömüleceği kadar çamur olan bir akar su ortamını evde nasıl sağlayacaksınız. Canım ne fark eder suyun dibinde yatmasında akvaryumun bir köşesinde açıkta yatsın çevre ısısı 10 derecenin altında olmasında gündüz 20 gece 15 derece normal oda sıcaklığında olsun derseniz hata yaparsınız. Koşullar doğru bir biçimde sağlanmazsa sadece ısı eksikliğine nedeniyle uygunsuz koşullarda girilen bir hibernasyon hayvanın bünyesinde ciddi bir yıpranmaya ve hatta ölümüne yol açacaktır.

Bazen okuyorum " benimki odanın bir köşesinde kış uykusuna yattı baharda sapasağlam uyandı " deniliyor . Acaba gerçekten böylemidir ağzı var dili yok kaplumbağanız gerçekten de sizin sandığınız gibi sapasağlammıdır.

Bir yerde okuduğum bir yazıda hibernasyona giren kaplumbağaların sanıldığı gibi mışıl mışıl uyumadığı tam tersine uykusuzluk çektiğinin tespit edildiği yazıyordu. Şaşırtıcı değilmi.Yani uyumuyorlar aslında yaşıyorlar ama derin bir koma halinde gibi.

Hibernasyon ısısının 10 derecenin üstüne çıkmaması lazım. Bu yüzden olaya profesyonelce yaklaşan birçok kişi kara kaplumbağalarını (dikkat su kaplumbağası değil ) hibernasyona sokmak için buzdolabı benzeri ısı ayarlı özel soğutucular bile kullanıyorlar.

Sonuç olarak evde kış uykusuna girmesine müsade etmeyin. Kış günlerinin soğuk gecelerinde kara kaplumbağalarına kullanacağınız herhangi bir yöntemle az da olsa soğuğu kıracak şekilde bir ısı sağlayın , su kaplumbağaları nasılsa ısıtıcılı suya inerek orada uyuyorlardır. Bu hayvanlar gündüz değilse bile gecenin iyice düşen serinliğinde vaktin geldiğini düşünerek hibernasyon pozisyonu almaya başlıyabilirler.Kara kaplumbağaları doğal yaşamda hibernasyona girmek için illa kar yağmasını beklemezler çok daha önceden harekete geçiyorlar.Yoksa dımdızlak açıkta kalma tehlikeleri var ve onlar bunu çok iyi bilirler. Ekim aylarında görülen uyuşukluk aslında işte budur. Serinlemeyi hissediyor ama tam olarak ne olacağını bilemiyor. Sağlıklı yaşaması için yeterli ısıyı alabileceği konusunda tam emin olamıyor. Hibernasyona gireyim mi girmeyeyim mi arası bir karasızlıkta kalıyorlar.

Frozen 2007

Bloga ekleme 2016

Salı, Mart 29, 2016

Banyo Zamanı

Saint Helena adası güney atlantik te İngiliz hakimiyetindeki bir ada. Konumu itibariyla heryerden çok uzakta tek başına , adeta izole edilmiş bir durumu var.. Bu yüzden uzun zaman riskli ve prestijli tutuklular için hapishane görevi görmüş. Mesela Napeleon Akdenizdeki göz hapsinde tutulduğu Elba adasından kaçıp avrupanın başına tekrar bela olunca İngilizler onu 2 ci kez esir alıp kaçması imkansız bu adaya yollamışlar. 6 yıl tutuklu yaşadıktan sonra 1821 yılında bu adada ölmüş.

Adanın bugünkü bir özelliği ve de bu kaplumbağa blog'u için önemi de yaşamakta olan en yaşlı kara canlısına ev sahipliği yapıyor olması. O canlı da , “Tarihe Geçmiş Karakaplumbağaları” yazımda bahsettiğim bizim yaşlı Jonathan.

Jonathan şu an 184 yaşında. Eğer 4 yıl daha yaşarsa 188 yaşında ölen Adiwatia nın kayda geçirilmiş en uzun yaşayan kaplumbağa rekorunu kırabilir. Bizim Jonathan maalesef 2015 yılından bu yana gözlerinde oluşan katarak sebebiyle göremiyormuş vede koku alma duygusunu da tamamen kaybetmiş ama diğer açılardan hala sağlıklı sayılıyor.

İngiliz Kraliyet ailesinden birileri Saint Helena adasını bu mayıs ayında ziyarete gelecekmiş.Çünkü adada ilk tarifeli sivil havacılık seferleri mayıs 2016 da başlayacak. Yeni yapılan havaalanının açılış töreni de olacaktır. İngilizler kraliyet ailesini katıldığı şaşalı törenleri pek sever.

Lafı uzatmıyım sonuçta kraliyet ailesinden birileri mayıs ayında adaya geliyor...


Dev kaplumbağa bu uzun hayatı boyunca yağmurda ıslanmıştır mutlaka ama bu güne kadar hiç yıkanmamış. Eh Kraliyet ailesi gelir de Jonathan tozlu topraklı mı bırakılır... Pırıl pırıl parlasın diye 184 yıllık yaşamında ilk defa bi güzel yıkayıvermişler. Hemde görüldüğü üzere bir çeşit sabunda kullanarak. Kraliyet ailesinin “Bu ne böyle üstü başı toz toprak içinde , hiç bakmıyormusunuz bu kaplumbağaya” diyeceğini hiç sanmıyorum ama yıkamışlar işte.







Jonathanın sabunla keselenmesi işgüzarlıkmıdır , iyimi olmuştur yoksa kötümü bilemiyorum ama bu adamların bilgi ve tecrübesini de dikkate almak lazım. Gene de siz kendi kaplumbağanızı yıkamaya kalkarsanız sabun kullanmayın.

Evet bende Piko ve Spike' ı arasıra yıkarım , tabi ılık su dışında hiçbir bir malzeme kullanmadım. Hafif bir sünger operasyonuyla özellikle altlarını temizlerim. Ne de olsa benimkiler yüzlerce kilo ağırlığında değiller , tuttuğum gibi kaldırmak kolay.. Eğer yuva içinde yaşıyorsa alt kabukları kendi dışkılarıyla bayağı kirleniyor. Maaelesef bunlarda , ortada “ ŞEY !? ” var kenardan geçeyim filan gibi temizlik duyguları yok. Direk dalıyorlar kendi marifetlerine.

Kara kaplumbağalarını yaz mevsimlerin de arasıra kafalarına su gelmeden  , burunlarına su kaçırmadan sadece üst kabuk kısmından kuyruğa doğru su dökerek yıkayabilirsiniz. Olur ya su burundan doğru ciğerlerine gidebilir çok dikkat edin.

Su sıcak yada soğuk olmasın ılık olsun. Sonrada zarar vermeden kağıt havlu ile nazikçe kurulayarak ıslaklığı bacakların vücuda bağlandığı ara bölgelerden alın. Daha sonra da ısınma lambasının altında solarium ... Üşütmesin.

Kim ne derse desin , kim ne yazarsa yazsın kabuklarına bakım losyonu falan filan hiç bir zımbırtı sürmeyin. Sadece su.